4 Eylül 2008 Perşembe

HER NE EDERSEN KENDİNE EDERSİN(ATASÖZÜ HİKAYESİ)

Atasözlerimizin hikayeleri vardır.Bunlardan "Eden kendine eder."atasözünün hikayesini aktaracağım.Zaman zaman atasözü ve deyimlerimizin hikayelerini okumayı unutmayalım.

Köyde kötü bir olay olsa Hatice bacı "Eden kendine eder guzuuum" dermiş.

Köyde çok iyi bir iş meydana gelse yine "Eden kendine eder" dermiş.

Bunun bu sözünden gıcık kapan komşu kadın bu söze şaşar ve "Yahu bu adam öbürüne kötülük yaptı. Kendine yapmadı ki" dermiş.

Bir gün Hatice bacı ıstarda halı dokurken öbür kadın zehirli börek yapmış ve Hatice bacıya getirmiş ve "Börek yaptım, ümüğümden geçmedi, sana da getirdim" demiş ve oradan sıvışmış.

Hatice bacı da "Başa gelince yerim" derken köyün alt tarafından geçen kamyondan bir delikanlı iner.

Öbür kadının gurbetteki oğlu koşarak eve giderken Hatice bacıyı görür anasının evde olup olmadığını sorar. Hatice bacı da "Guzuum kime niyet kime kısmet. Annen börek getirmişti. Sıcacık yiyiver" der.

Aç olan delikanlı zehirli böreği yer ama annesini göremez.

O anne de "Eden kendine eder" demeye başlamış.

28 Temmuz 2008 Pazartesi

ÖZLÜ SÖZLER(DÜŞÜN VE ANLA!)

Bakış farkı: Adamın biri, Muhammed Bin Vâsi nin bacağındaki yarayı görüp, "Sana acıyorum" dediğinde, ondan şu cevabı almış:
- Ben, aynı yaranın gözümde çıkmadığına şükrediyorum.
Başın sonu: Mevlânâ Câmi'ye ihtiyarlık hakkında fikrini sormuşlar. Şu cevabı vermiş:
- İhtiyarlık, gençliğin sonu ve neticesidir. Son ve netice ise, başa bağlıdır. Gençliğini iyi geçiren ihtiyar, derisinden bellidir.
Boş kalmaya gelmez: Uzun bir ömür süren ve hayatının her anını çalışıp eser vererek oldukça verimli geçiren Süheyl Ünver Hocaya, ileri bir yaşta iken bazı dostları lâtife kabilinden sormuşlar:
- Hocam, Azrail sizi unuttu mu yoksa?
Süheyl Ünver'in cevabı şöyle olmuş:
- Hayır, Azrail'le yakında görüştük. Bana dedi ki:
- Boş bulursam götürürüm.
Kalbime bağlamam: Biri İmam-ı Azam'a gelerek: "Ya İmam, ben namazlarımı huşu içerisinde kılamıyorum. Namazda iken develerimi otlatıyor, onlarla ilgileniyorum. Oysa siz benden daha zenginsiniz. Peki siz ibadet zevkine nasıl erişiyor, ibadetlerinizi huşu içerisinde nasıl yapıyorsunuz?" diye sormuş. İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri şöyle cevap vermişler: "Ben develerimi kalbime bağlamam ki, ahıra bağlarım..."
Dilememiştir: Elmalılı Hamdi Yazır'a:
- Allah dilediğine hidayet verebilir mi? Diye sormuşlar.
- Evet, verebilir demiş.
- O halde niçin vermemiş? dediklerinde ise şunları söylemiş:
- Vermediğine göre dilememiş, demektir.
Dünyaya nasıl yerleşmeli
Abdülaziz Bekkine Hazretleri, bir gün bir yakınına şöyle der:
- Oğlum, bu dünyaya kiracı gibi yerleş. Ev sahibi gibi yerleşirsen, gitmesi zor olur.
Edep dersi: Ahmet Rufaî Hazretleri, bir gün yolda iki çocuğa rastladı. Kavga ediyorlardı. Onları ayırdı ve içlerinden birine sordu.
- Sen, kimin oğlusun?
Çocuk şu karşılığı verdi:
- Sana lâzım olmayan şeyi ne edeceksin? Ahmet Rufaî oradan ayrılıp gitti. Fakat hep çocuğun cümlesini tekrar edip şöyle diyerek:
- Oğlum, Allah sana hayırlar versin... Bana, büyük bir edep dersi verdin.
En beceriksiz insan: Halid bin Safvan'a: "En aciz, en beceriksiz insan kimdir? diye sormuşlar. O da bu soruya şu cevabı vermiş: "En aciz, en beceriksiz insan; dost aramayandır. Ondan daha acizi, daha beceriksizi ise bulduğu dostu kaybedendir."
Eşsiz muhabbet: Hz. Ebû Bekir’in cömertlikte de bir eşi yoktu. Bir defasında cihat için yardım istendi... Bütün sahabeler koşuştular. Kimi malının yarısını, kimi dörtte birini getirmişti. Hz. Ebu Bekir’in getirdiği ise, malının tamamıydı.
Resulûllah (a.s.v.) kendisine sordu:
- Ailene ne bıraktın?
Hz. Ebubekir, cevap verdi.
- Allah ve Resûlü nün muhabbetini!..
Gönderilen habercidir: Dahi kumandan Halid Bin Velid Hazretlerinden, Efendimizi (s.a.v.) anlatmasını istemişler.
- Bu hususta son derece acizim demiş.
Israr etmişler.
- Gönderilen, gönderenin şanına lâyık olur, buyurmuş. Onu gönderen Allah (c.c.) olduğuna göre, gerisini anlayın artık.
Güzel insanlar: Sahabelerden biri, Hz. Ebûbekir’in yanına gelerek:
- Çok günahkarım, der. Benim için dua eder misiniz?
Hz. Ebûbekir:
- Yâ Rabbi, der. Bir günahkar, bir diğerinden dua istiyor. İkisini de affeyle.
Hangisi için iyi: Zengin bir adam, İslâm büyüklerinden birine:
- "Bin altınım var, size versem ne dersiniz?" diye sorduğunda, şu cevabı almış:
- Verirseniz sizin için iyi olur. Vermezseniz de benim için.
Her koyun: Harun Reşit, kendisini sık sık ikaz eden Behlül Dânâ Hazretlerine:
- Sen kendi işine bak, dermiş. Her koyun kendi bacağından asılır.
Bir gün sarayı pis bir koku kaplamış. Sebebini araştırdıklarında, üst kattaki bir odada bacağından asılı bir koyun bulmuşlar. Bu işi yapanı da keşfetmişler tabi ki: Behlül. Halife, kendisini sıkıştırdığında:
- Gördüğünüz gibi, her koyun kendi bacağından asılır efendim, demiş. Fakat etrafı kokuttuğu için, herkesi rahatsız eder.
Herkes yanındakini verir
Herkes yanındakini verir: Kendisine hakaret edilen Hz. İsa ya (a.s.): - "Niçin karşılık vermediniz?" diye sorduklarında:
- Herkes yanındakini verir, demiş. Onda olan, benim yanımda yoktu.
İki yönüyle bakmak: Hz. Lokman a:
- "Edebi kimden öğrendin?" diye sormuşlar. Şu cevabı vermiş:
- Edepsizlerden.
Huzur: Zeynel Abidin Hazretleri abdest alırken sapsarı kesilirdi. Sebebini sorduklarında şu cevabı verdi.
- Kimin huzurunda durduğumu düşünürseniz, sebebini anlarsınız...
Kabe’de dua: Mehmed Kırkıncı Hoca'ya, "Kabe'yi ilk defa görenin yapacağı dua mutlaka kabul olacağı için nasıl dua edelim?" diye sorduklarında şu cevabı vermiş:
- "Ya Rabbi, burada edeceğim bütün duaları kabul eyle" diye dua edin.
Kabristan: Hz. Ali, mezarlığa neden sık gittiğini soranlara şu cevabı vermiş:
- İki sebebi var. Anlattıklarıma itiraz etmiyorlar ve arkamdan gıybetimi yapmıyorlar.
Malın nerede?: Hasan el-Basrî, "Ben ölümden korkuyor ve onu sevmiyorum" diyen birine şu cevabı vermiştir:
- Malını geride bıraktığın için ölümü sevmiyorsun. Eğer malını ileriye (ahirete) gönderseydin, peşinden gitmek isteyecektin.
Mezar taşı yazısı: Behlül Dânâ ya biri sorar:
- Oğlum öldü. Mezar taşına ne yazdırayım? Behlül Dânâ şu cevabı verir:
- Şunu yazdır: "Dün altında olan çimenler bugün üstünde yeşerdi. Ey yolcu anla ki, şu toprak günahtan gayri her şeyi örter."
Peygamber hanesi: Hz. Mevlânâ, evlerinde yiyecek olarak hiçbir şey kalmadığını söyleyen hanımına tekrar tekrar sormuş:
- Gerçekten hiçbir şey kalmadı mı?
- Evet, demiş eşi. Hiç yiyeceğimiz kalmadı. O yoklukta tükenmez hazinelerin sahibini bulan Mevlânâ, ellerini kaldırıp:
- Allah’ım sana hamd-ü senâlar olsun, diye şükretmiş. Evim, Peygamber hanesine benzedi.
Riyakar cevap: Adamın biri, Hz. Ali yi gıyabında yani ardından kötülediği halde yüzüne karşı övmeye başlayınca, ondan şu karşılığı almıştır:
- Söylediklerinden daha aşağı, fakat içinden geçirdiklerinden daha üstünüm.
Ruhlar nereye gider?
İbn-i Abbas hazretlerine "Ruhlar cesetlerinden ayrılınca nereye giderler?" diye sorduklarında, o yüce insandan şu cevabı almışlar:
- Yağı biten kandillerin ışığı nereye gidiyorsa, oraya...
AKIL
İmam-ı Azam hazretleri, üzerine doğru gelmekte olan bir hayvana yol vererek kenara çekildiğinde, yanındakiler neden böyle yaptığını sormuşlar.
Hazret, düşünmeden cevap vermiş
--Onun boynuzları var, benim ise aklım.
Alışverişe geldik
İbn-i Muhayrız isimli din alimi, elbise almak için bir mağazaya girdiğinde, içerdekilerden birisi onu tanıdı ve dükkan sahibine:
- Bu zât, İbn-i Muhayrız'dır, dedi.
İbn-i Muhayrız kendisine özel bir muamele yapılmaması için hemen dışarı çıkarken:
- Biz paramızla bir şeyler almaya geldik, dedi. Dinimizle değil.
Allah’a sığın
İzzet Molla'yı, Razaman'da bir iftara davet ederler. Davetlilerden birisi de hocadır. Sofraya billur tabak içinde elmasiye denilen bir yemek getirilir.
Hoca büyük bir iştahla yemeğe yumulur. Yemek, hocanın tabağın kenarına bastırmasıyla İzzet Molla'nın kucağına fırlar. Şair, yemeğe bakar ve:
- Hoca'nın elinden bana sığınacağına Allah'a sığın, der.
AT NALI
Kadıköy Camiinde vaaz vermekte olan O. Demirci Hocaya:
- Hocam, diye sormuşlar. At nalını evimizin kapısına asarsak uğur getirir mi?
Demirci hoca: - Zannetmiyorum, diye cevap vermiş. Onlardan her atta dört tane var ama bütün gün kamçı yiyip duruyorlar.
Atlıya cevap
Hz. Muhammet (s.a.v.) sahabelerine bir ikram sırasında hizmette bulunurken, uzaklardan gelen bir atlı yanlarına yaklaşarak,
- Bu kavmin efendisi kim? diye sordu O nu arıyorum. Efendimiz (s.a.v.) bu soruya, gurur olur endişesiyle "benim" diye cevap vermedi. Ve o anda sahabelerine hizmet etmekte olduğundan, asırlar boyunca yankılanan ve aynı zamanda atlı adama cevap niteliği taşıyan şu sözlerle mukabele etti:
- Bir kavmin efendisi, ona hizmet edendir.
Bahtiyarlık
Hazreti Ali, yaşlı bir katır üzerinde giderken, devrin dalkavuklarından birisi önüne çıkar:
- Sen ki Allah'ın Aslanısın... Böyle bir katıra binmek sana yakışır mı?
Hz. Ali şu cevabı verir:
- Hücum edenden kaçmayacak kadar cesur, kaçana hücum etmeyecek kadar âlicenâb, bana sahip olmadığım meziyetlerle hitap edecek kadar dalkavuk ruhlu olmadıktan sonra, insana böyle bir katır yeter

12 Temmuz 2008 Cumartesi

GÖRGÜ KURALLARINA UYUYOR MUYUZ?

Her sabah kalkınca şunları yapmalıdır
1- Kalkar kalkmaz Allah-u Teâlâ’yı anmalı.
2- Durumuna uygun şekilde giyinmeli.
3- Abdest almalı. Hep abdestli durmaya çalışmalı.
4- Namazı vaktinde ve noksansız kılmalı.
5- Rızkı Allah-u Teâlâ’nın verdiğine inanıp helalden talep etmeli.
6- Allah-u Teâlâ’nın taksimatına razı olmalı, verdiklerine kanaat etmeli.
7- Allah-u Teâlâ’ya tam tevekkül etmek.
8- Allah-u Teâlâ’nın takdirine razı olarak sabretmeli.
9- Onun verdiği bütün nimetlere şükretmeli. En büyük nimet Müslüman olmaktır.
10- Helalinden kazanıp helalinden yemelidir. (T. Gafilin)
Her sabah; "Kendimin, aile efradımın rızkını helalden kazanıp, kimseye muhtaç olmamak, ibadetlerimi uygun yapabilmek ve insanlığa hizmet edebilmek için işime gidiyorum." diye niyet etmelidir.
Sokakta: Sokağa tükürmek, çöp atmak, geliş geçişe mâni olmak, tiksindirici çirkin şeyler bırakmak, görgüsüzlüktür. İhtiyar, kadın ve hastalara her zaman öncelik verilir. İhtiyaçları varsa yardımcı olunur.
Yürürken: Pek yavaş veya pek hızlı ve büyüklenerek yürümemelidir. Kur’an-ı kerimde, Böbürlenerek yürümek nehyedildi. Yolda, büyük bir zat veya bir âlim ile beraber giden kimse, onun önünden ve solundan değil, sağından yürünür.
Taşıma araçlarında: İnip binerken itişmek, sıra olan yerlerde sırasını beklememek çirkin davranıştır. Gençler; yaşlılara ve hastalara yer verir. Peygamber Efendimiz; Büyüklerini saymayan bizden değildir, buyuruyor. Ecdada layık torunlar olmaya çalışmalıyız.
Alışverişte: İzin almadan satıcının malına dokunulmaz. Malın görünüşünü, kalitesini bozacak şekilde ellenilmez ve bakılmaz. Fiyat konusunda fazla ısrar edilmez. Alınsa da alınmasa da teşekkür edilir. Satıcı müşterisinin memnun olacağı hal ve harekette bulunur. Malını almayanlara kızmaz, darılmaz, aleyhlerine olacak bir sözü arkalarından da söylemez. Alışverişte her iki taraf birbirlerini aldatmaktan uzak durur.
Toplu yerlerde: Düğün, cenaze ve bayramda daha hassas, nazik ve kibar olunur. Yere ve zamana göre uygun tavır takınılır. Cenazede, cenaze sahiplerinin üzüntüsünü paylaşılır, maddî ve mânevî üzerine düşen yardım yapılır, tesellî edici söz ve davranışlarda bulunulur. Yakınlarını kaybedenlere daha yakın davranılır. Düğün ve bayramlarda her zamankinden daha fazla güler yüzlü, neşeli, nazik, ikram edici olmak, büyüklere ve küçüklere uygun hediyeler vermek, gönüllerini ve dualarını almak, görgülerimiz arasındadır. Görgüde, eliyle ve diliyle başkalarını incitmemek esastır.
Komşulukta: İyi geçim, karşılıklı yardımlaşma, dert ve sevinçlerine iştirâk, her karşılaştıklarında selâmlaşma, hal hatır sorma, birbirinden isteklerini imkan ölçüsünde temin etme önemli görgü kurallarındandır. Gürültü, çöp, pislik, rahatsız edici koku ve benzeri şeylerle komşuları rahatsız etmek hiç hoş karşılanmaz. Komşu kadın ve çocuklarına ayrı bir îtinâ, hürmet ve şefkat gösterilir.
Hasta ziyaretinde: Ziyarete yeni elbise ile değil, her gün giydiği elbise ile gitmelidir. Giderken meyve veya çiçek gibi bir hediye götürmek iyi olur. Hastaya bakmayıp, sağa sola veya önüne bakmak uygun olmadığı gibi, devamlı olarak hastanın yüzüne bakmak da uygun değildir. Hastanın yanında asık suratlı durmamalı, güzel şeylerden bahsetmeli, iyileşmesi için duâ etmelidir.
Okulda: İlme son derece büyük önem veren Müslüman, ilim yuvası olan okullardaki görgü üstünde de titizlikle durmuşlardır. Çok kıymetli bir varlık olan öğretmenin sözleri dikkatle dinlenir ve bir şey istediğinde, "Peki efendim" gibi sözlerle cevap verilir. Talebeler arasında birbirine saygısızlık yapılmaz. Kaba hareket yapılmaz. Tahta, sıra, harita gibi ders âletleri tahrip edilmez. Kimsenin bedenî ve rûhî kusurlarıyla alay edilmez, küçük görülmez, tahkir edilmez. Ders içinde ve dışında öğretmenle konuşmada saygılı hareket edilir. Dinimizde öğretmen (hoca) hakkı, ana baba hakkından önce gelir.
Telefonda: Telefon eden, karşı taraf ahizeyi kaldırınca, önce kendini tanıtmalıdır. Karşı tarafın müsait olup olmadığı sorulmalı, şayet müsait ise; Kısa ve öz konuşmalı, dakikalarca sohbet etmemelidir. Her yerde, her zaman, hep nazik ve kibar olmalıdır. Argo ve nahoş konuşmamalıdır.
Konuşurken: Konuşanın sözünü kesmek nezaketsizliktir. Hadis-i şerifte; Arkadaşı konuşurken susmak mürüvvettendir, buyruldu. Mürüvvet; insanlık, yiğitlik, iyilik cömertlik faydalı olmak gibi manalara gelir ki, hallerin en güzeline riayet etmek demektir.
Eve girerken: Evimizden ayrılırken Ayetel Kürsi okumalı, evimize Besmele ile ve İhlas suresini okuyarak girmeliyiz. Sağ ayakla içeriye girip, selam vermeliyiz. Her işe Besmele ile başlamaya alışmalıdır.
Birinin evine girerken, izin istemek gerekir. Kapının zilini çalarak veya seslenerek, izin istemelidir. İzin üç defa olur. Birincisinde ses verilmezse, bir dakika kadar sonra, ikinci defa da ses çıkmazsa, üçüncü defa zile basmalı, yine ses yoksa, dört rekat namaz kılacak kadar bekledikten sonra gitmelidir. Kapı aralanırsa, aradığını sormadan önce, kendini tanıtmalıdır.

4 Temmuz 2008 Cuma

ÇOK UYUYARAK BAKIN NELER KAYBEDİYORUZ.

Bazı insanlar vardır ki ömürlerini uykuda geçirir.Bazı insanlar da vardır ki uykuya fazla meyletmezler.Ama toplumumuzun ekseriyeti ömürlerini uykuda geçirenlerdendir.Uyanık olup da hayatımızı gafletle de geçirmemeliyiz.Hayatımızı dolu dolu yaşamak için kendimize çeki düzen vermeliyiz.Aşağıda uyku ile ilgili veciz sözler var.Düşünerek okuyalım. Evliyaliğa şu üç meziyetle girilir,sonra sayısız nimet verilir. Daima az ye,az uyu,çok konuşma,evliya olursan şaşma. Çok uyumak çok fazilet götürür,gaflet ve tembellik verir. Geceleri ne güneşler doğar,gafletle yatanı zulmet boğar. Uyanıklık huzuda edeptir,çok uyku pişmanlığa sebeptir. Seher ne kadar kutludur,o vakit uyanık olan çok mutludur. Seherde rahmet kapıları açılır,uyanıklara nimet saçılır. Sanma çok yemek kan olur,çok uyuyan unutkan olur. Az ört yorganları,çünkü uyku tembelleştirir organları. Midesi boş olana uyku,az uyuyana korku gelmez. Uyku öüme eşittir,gafletle uyuyanın sonu ateştir. Az ye kalbini pakla,çok uykuyu mezara sakla. Çok uyumak ayıptır,kıymetli vakitten kayıptır. Az uyku kalbe ciladır, çok uyku ise beladır. Fazla uykuyu at, seherde dağıtılır murat. Çok uyku eziyettir, az uyku meziyettir. Son söz olarak Erzurumlu Eşref Hoca'nın güzel bir sözü ile biterelim: "Saat on yatağına kon ,saat üç yatağından uç."

30 Haziran 2008 Pazartesi

ŞİFA ALLAH(cc)'TANDIR.

Yoğun istek üzerine Rabbimizin isimlerinin manalarını toplu olarak veriyorum. Hangi isminin hangi derdimize karşılık geldiğini manalarına bakarak bulabilirsiniz. "Onlar inanmışlar, kalpleri Allah'ı anmakla huzura kavuşmuştur. Dikkat edin, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzura kavuşur" [Ra’d, 13/28], "Sabah akşam Rabbinin adını zikret" [İnsan, 76/25], "Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar" [Âli İmran, 3/191]
Allah: Uluhiyete mahsus sıfatların (bütünlük ve üstünlük ifade eden bütün kemallerin) hepsini kendisinde toplayan. Bu ismi şerif isimlerin hepsini kendisinde toplar. Bir an bile yokluğunu farz etmek imkansız bulunan zat demektir. Bu ismi şerif ismi Azam'dır.
Er-Rahman: Ezelde yaratılmışlar hakkında hayır ve rahmet eden. Sevdiğini ve sevmediğini ayırt etmeyerek, bütün nimetlerinden istifadeye sunan.
Er-Rahim: Pek çok merhamet edici, verdiği nimetleri iyi kullananları daha büyük ve ebedi nimetler vererek mükafatlandıran.
El-Melik: Tüm kainatın sahibi ve tek, mutlak hükümdarı.
El-Kuddüs: Hatada, gafletten, aciziyetten ve her türlü eksiklikten çok uzak, pek temiz.
Es-Selam: Her çeşit arıza ve hadiselerden salim kalan, (her türlü tehlikelerden kullarını selamete çıkaran). Cennet'teki kullarına selam eden.
El-Mü'min: Gönüllerde iman ışığı uyandıran, kendine sığınanlara aman verip onları koruyan, rahatlatan. Burada bir açıklama yapmak gerekiyor:Bir şeye imanın üç aşaması vardır.
1- Kalp ile tasdik: Peygamberimiz'in Allah tarafından getirip, haber verdiği şeylerin doğruluğunu gönülden, hiçbirini diğerinden ayırt etmeden kabul etmek.Bu esastır.
2- Dil ile tasdik: Bu inancını dil ile söylemek.
3- İş ile tasdik: Yaptıklarıyla inancını doğrulamak. Bu üç özellği de kendinde bulunduran imanı benimsemiş, bütün ve parçalanmaz olduğunu göstermiş olur.
El-Müheymin: Gözetici koruyucu.
El-Aziz: Mağlup edilmesi mümkün olmayan galip.
El-Cebbar: Kırılanları onaran, eksikleri tamamlayan, dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan.
El-Mütekebbir: Her şeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren.
El-Halık: Her şeyin varlığını ve varlığı boyunca görüp geçireceği halleri, olayları tayin ve tesbit eden (bilen, belirleyen) ve ona göre yaratan, yoktan var eden.
El-Bari: Eşyayı ve her şeyin aza ve cihazlarını birbirine uygun ve mülayim bir halde yaratan.
El-Musavvir: Tasvir eden, her şeye bir şekil ve hususiyet veren.
El-Gaffar: Mağfireti pek çok olan.
El-Kahhar: Her şeye, her istediğini yapacak surette galip ve hakim. Kuvvet ve Kudretiyle herşeyi içinden dışından kuşatan.
El-Vehhab: Çeşit çeşit nimetleri daima bağışlayıp duran.
Er-Rezzak: Yaratılmışlara faydalanacakları şeyleri veren.
El-Fettah: Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran.
El-Alim: Her şeyi çok iyi, en iyi bilen.
El-Kabid: Sıkan, daraltan (zenginken fakir kılan… gibi).
El-Basit: Açan, genişleten, ferahlatan (fakirken zengin kılan… gibi). El-Kabid ve El-Basit ismi şeriflerinden anladığımız; Allah her kulunu çeşitli şekillerde imtihana tabi tutar.
El-Hafid: Yukarıdan aşağıya indiren, alçaltan.(Şan ve şeref sabiyken rezil ediveriri).
Er-Rafi: Yukarı kaldıran, yükselten.( Allah Teala istediği kulunu da kaldırıverir üstün şerefli yapıverir.
El-Muiz: İzzet veren, ağırlayan.
El-Müzil: Zillete düşüren, hor ve hakir eden.
Es-Semi: Her şeyi işiten. Allah Teala’nın birini işitmesi diğerini işitmesine engel olmaz, insanlar gibi işitmek için gereken şartların hiçbirine ihtiyacı olmadan işitir. Herşeyi işitir kalpten geçenleri, geceleyin yürüyen bir karıncanın ayak seslerini, bir yaprağın düşüşünü ...
El-Basir: En iyi gören. Her şeyi her ne şartta olursa olsun gören.
El-Hakem: Hükmeden, hakkı yerine getiren
El-Adîl: Çok adaletli. Adalet sahibi.
El-Latif: En ince işlerin bütün inceliklerini bilen, nasıl yapıldığına nüfuz edilmeyen, en ince şeyleri yapan, ince ve sezilmez yollardan kullarına çeşitli faydalar ulaştıran.
El-Habir: Her şeyin iç yüzünden, gizli taraflarından haberdar.
El-Halim: Hilmi çok. (Suçluların cezasını vermeye gücü yettiği halde bunu yapmayıp, onlar hakkında yumuşak davranmak, cezalarını ertelemek)
El-Azim: Pek azametli (hakiki büyüklük Allah'ındır.).
El-Ğafur: Mağfireti çok.
Eş-Şekur: Kendi rızası için yapılan iyi işleri daha ziyadesiyle karşılayan. (iyililere daha iyisiyle karşılık veren)
El-Aliy: Pek yüksek olan. (Allah'tan üstün varlık düşünmek imkansızdır. Benzeri ortağı yardımcısı yoktur.)
El-Kebir: Göklerde ve yerde her yerde eşsiz ve tek büyük O'dur.
El-Hafiz: Yapılan işleri bütün tafsilatıyla tutan, her şeyi, belli vaktine kadar afat ve beladan saklayan.
El-Mukıt: Her yaratılmışın azığını veren.
El-Hasib: Muhasib= Herkesin hayatı boyunca yapıp ettiklerinin, bütün tafsilat ve teferruatıyla hesabını iyi bilen. Allah Teala neticesi hesapla bilinebilecek ne kadar şey varsa hepsinin neticesini hiçbir şeye muhtaç olmadan doğrudan apaçık bilir.
El-Celil: Celalet ve ululuk sahibi.
El-Kerim: Keremi bol. (Allah Teala Kerimdir, muktedirken affeder, va'dedince sözünü yerine getirir.)
Er-Rakıb: Bütün varlık üzerinde gözcü, bütün işler murakabesi altında bulunan.
El-Mucib: Kendine yalvaranların isteklerini veren.
El-Vasi: Geniş ve müsaadeci olan. (Allah'u Teala'nın kudreti ve rahmetinin ve diğer bütün sıfatlarının genişliği ve tükenmezliği, her zerrede görülüp duruyor, fakat insana en yakın yine kendi şahsıdır.
El-Hakim: Buyrukları ve bütün işleri hikmetli.
El-Vedud: İyi kullarını seven, onları rahmet ve rızasına erdiren, yahut sevilmeye ve dostluğu kazanılmağa biricik layık olan.
El-Mecid: Şanı büyük ve yüksek olan.
El-Bais: Ölüleri diriltip kabirlerinden çıkaran.
Eş-Şehid: Her zamanda ve her yerde hazır ve nazır olan.
El-Hak: Varlığı hiç değişmeden duran.
El-Vekil: İşleri yoluyla kendisine bırakanların işini düzeltip, onların yapabileceğinden daha iyisini te'min eden.
El-Kaviy: Pek güçlü olan. Allah Teala’ya hiçbir zaman dermansızlık güçsüzlük erişmez.
El-Metin: Çok sağlam olan.
El-Veliy: İyi kullarına dost.Allah sevgili kullarının dostudur.
El-Hamid: Ancak kendisine hamdü sena olunan, bütün varlığın diliyle biricik övülen.
El-Muhsi: Na mütenahi de olsa her şeyin sayısını bilen.
El-Mübi: Mahlukatı Maddesiz ve örneksiz olarak ilk baştan yaratan.
El-Muıd: Yaratılmışları yokettikten sonra, tekrar yaratan.
El-Muhyi: Can bağışlayan, Sağlık veren.
El-Mümit: Canlı bir mahlukun ölümünü yaratan.
El-Hay: Diri, herşeyi bilen ve her şeye gücü yeten. Allah teala diridir herzaman O'nu asla uyku uyuşukluk tutmaz.
El-Kayyum: Gökleri, yeri ve her şeyi tutan.
El-Vacid: İstediğini istediği vakit bulan.
El-Macid: Kadr ü şanı büyük kerem sahibi ve rahmeti bol.
El-Vahid (El-Ahad): Tek... Zatında, sıfatlarında, işlerinde , isimlerinde, hükümlerinde asla şeriki-ortağı- veya naziri-benzeri- dengi bulunmayan.
Es-Samed: Hacetlerin ihtiyaçların bitirilmesi ızdırapların giderilmesi için tek merci. Kendisine muhtaç olunan.
El-Kaadir: İstediğini istediği gibi yapmaya gücü yeten.
El-Muktedir: Kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde istediği gibi tasarruf eden.
El-Mukaddim: İstediğini ileri geçiren öne alan.
El-Muahhir: İstediğini geri koyan, arkaya bırakan.
El-Evvel: Kendi varlığının evveli yoktur.
El-Ahir: Varlığının sonu olmayan.
Ez-Zahir: Aşikar olan. Allah'ın varlığı her şeyden aşikardır.
El-Batın: Allah Teala’nın varlığı hem aşikar hem gizlidir. O'nu görüp de bilemeyiz. Ama mademki mahluk var halıkı da olucaktır. Bütün hakikatler onun varlığına delalettir.
El-Vali: Bu muazzam kainatı ve her an olup biten hadisatı tek başına tedbir ve idare eden.
El-Müteali: Yaratılmışlar hakkında aklın mümkün gördüğü her şeyden, her hal ve tavırdan pek yüce olan.
El-Berr: Kulları hakkında müsait bulunan... İyiliği ve bahşişi çok olan.
Et-Tevvab: Tövbeleri kabul edip günahları bağışlayan.
El-Müntekım: Suçları, adaleti ile müstahak oldukları cezaya çarpan.
El-Afüv: Affı (Af intikamın zıddıdır.)çok olan.
Er-Rauf: Pek çok rahmetlidir.
Malikü'l mülk: Mülkün ebedi sahibidir.
Zü'l-Celali Ve'l-İkram: Hem büyüklük sahibi, hem fazlı kerem sahibi.
El-Muksit: Bütün işleri denk ve birbirine uygun ve yerli yerinde yapan.
El-Cami': İstediğini istediği zaman istediği yerde toplayan.
El-Ğaniy: Çok zengin ve her şeyden müstağni olan.
El-Muğni: İstediğini zengin eden.
El-Mani: Bir şeyin meydana gelmesine müsaade etmeyen.
Ed-Dar: Elem ve mazarrat verici şeyler yaratan.
En-Nafi': Hayr ve menfaat verici şeyler yaratan.
En-Nur: (Münevvir manasına)Alemleri nurlandıran, istediği simalara, zihinlere ve gönüllere nur yağdıran.
El-Hadi: Hidayet lütfeden, istediği kulunu hayırlı kılan, muradına erdiren.
El-Bedi': Örneksiz, misalsiz ve hayret verici alemler icat eden.
El-Baki: Varlığının sonu olmayan.
El-Varis: Servetlerin geçici sahipleri, elleri boş olarak yokluğa döndükten sonra, varlığı devam eden, servetlerin hakiki sahibi.
Er-Reşid: Bütün işleri ezeli takdirine göre yürütüp dosdoğru ve bir nizam ve hikmet üzere sonuna ulaştıran.
Es-Sabur: Çok sabırlı. Celle Celaluh.

12 Haziran 2008 Perşembe

KENDİMİZİ DÜZELTELİM,DÜZELİRİZ.

Kendimizi düzeltelim, düzeliriz
Bir toplum kendisini düzeltmedikçe, Allah da o toplumu düzeltmez. O halde bizler kendimizi tanıyacak ve eksik, yanlış yönlerimizi tamamlayacağız, düzelteceğiz ki Rabbimiz de bize Rahmet eylesin. Biz ne kadar doğru olur isek, o kadar Rabbimizin rızasını kazanırız inşallah. Rabbimizin rızasının ümmet bilincinde olduğunu, bunun da ancak milli görüşte aşikar olduğunu her daim hatırlamalıyız. 1. Her kim olursa olsun konuşacak bir şeyler bulurum.
a) Doğru değil b) Bazen c) Her zaman
2. Konuşmadan önce ne konuşacağımla ilgili kendi kendime zaman ayırırım.
a) Her zaman b) Bazen c) Doğru değil
3. Eşya kurmayı, onarmayı çok severim. El işlerine özel bir ilgim vardır.
a) Doğru değil b) Bazen c) Her zaman
4. Olayların nereden geldiğine çok dikkat ederim ve özellikle "büyük resmi" görmeye çalışırım. Çok ince detayların içine girmeyi sevmem.
a) Doğru değil b) Bazen c) Her zaman
5. Başkalarının düşüncelerinden çok duygularına önem veririm.
a) Her zaman b) Bazen c) Doğru değil
6. İnsanlarda iyilik ve güzellik ararım.
a) Her zaman b) Bazen c) Doğru değil
7. Proje yapıyorsam projenin üstünde yoğunlaşmak için projenin son tarihine yakın bir süreye kadar beklerim.
a) Doğru değil b) Bazen c) Her zaman
8. Bir projeye başlamadan önce, onu görmek ve düşünmek isterim ve onu başarabileceğimi önceden bilmek isterim.
a) Doğru değil b) Bazen c) Her zaman
9. Bir çok arkadaşa ve çevreye sahibim.
a) Doğru değil b) Bazen c) Her zaman
10. İnsanlarla çok zaman harcadım mı kuruduğumu hissederim. Hele telefonla çok uzun konuşmak çok yorucudur benim için.
a) Her zaman b) Bazen c) Doğru değil
11. Sahip olduğum özellikleri geliştirmek ve yenilemek çok hoşuma gider.
a) Doğru değil b) Bazen c) Her zaman
12. İmalara ve sonuç çıkarmaya dikkat eder ve bunları ilişkide ararım.
a) Her zaman b) Bazen c) Doğru değil
13. Duygularımı göstermekten hoşlanmam.
a) Her zaman b) Bazen c) Doğru değil
14. İnsanlar bana sıcaklık göstermeye ve beni korumaya çalışırlar.
a) Doğru değil b) Bazen c) Her zaman
15. İşleri zamanında yapmak önemlidir benim için. Başkalarına önemli olmamasını hiç anlamam.
a) Doğru değil b) Bazen c) Her zaman
16. Bir odayı veya iş alanımı benim yöntemimle düzenlersem başkalarına düzensiz gözüküyor.
a) Doğru değil b) Bazen c) Her zaman
17. Çok uzun süre yalnız olmak beni yalnızlaştırıyor ve yorgun yapıyor.
a) Doğru değil b) Bazen c) Her zaman
18. Projeler veya işler üzerinde yalnız çalışmayı tercih ediyorum.
a) Her zaman b) Bazen c) Doğru değil
19. Şu andan ve burada olmaktan çok hoşlanıyorum ve olayları kendi haline bırakmayı seviyorum.
a) Doğru değil b) Bazen c) Her zaman
20. Çoğunlukla insanların ne demek istemediklerini bulmaya çalışırım. Olumsuza takılmaktan kendimi alıkoyamıyorum
a) Her zaman b) Bazen c) Doğru değil
21. Çoğunlukla kararlarımı kişisel tercihler yerine genel kriterlere ve kanunlara uygun olarak veririm.
a) Her zaman b) Bazen c) Doğru değil
22. Başkalarına ne istediğimi ve neye ihtiyacım olduğunu söylemek benim için çok zor bir şeydir.
a) Her zaman b) Bazen c) Doğru değil
23. Olayları planlamayı ve zamanında yapmayı severim. Plansız işler beni rahatsız eder..
a) Doğru değil b) Bazen c) Her zaman
24. Bitmemiş bir işim olduğu halde rahat durabilir veya bir şeyle oynayabilirim.
a) Doğru değil b) Bazen c) Her zaman
25. Başkalarına konuşma hakkı vermek için kendimi dikkatlice izlemem, kontrol etmem gerekmektedir.
a) Doğru değil b) Bazen c) Her zaman
26. Arkadaşlığa başlayacağım kişi hakkında çok ama çok dikkatliyimdir.
a) Doğru değil b) Bazen c) Her zaman
27. Kişisel deneyimlerim karar vermemde ana temayı oluşturur.
a) Doğru değil b) Bazen c) Her zaman
28. Çevremde neler olduğu ile ilgili zaman harcamam. Şu anda hiç dikkat etmiyor olabilirim.
a) Doğru değil b) Bazen c) Her zaman
29. Doğruluk, ortama göre davranmaktan daha önemlidir.
a) Her zaman b) Bazen c) Doğru değil
30. Başkaları ile aynı fikirde olmadığım söylemek benim için çok zor bir şey.
a) Her zaman b) Bazen c) Doğru değil
31. Günü yarım bırakılmış işlerle kapamayı sevmem. Bir projeyi bitirmeden ötekine başlamayı sevmem.
a) Her zaman b) Bazen c) Doğru değil
32. Karar vermek zorunda kalmadan karar vermeyi sevmem.
a) Doğru değil b) Bazen c) Her zaman
33. Konuşarak fikirlerimi geliştirdim. Sesli düşünmeyi daha çok severim.
a) Doğru değil b) Bazen c) Her zaman34. İlgi merkezi olmaktan daima kaçınırım.
a) Her zaman b) Bazen c) Doğru değil
35. Şu ana, gelecekten daha çok konsantre olurum.
a) Doğru değil b) Bazen c) Her zaman
36. Teorileri ve soyut şeyleri keşfetmeyi severim. Bazen günlük yaşamı sıkıcı bulurum.
a) Doğru değil b) Bazen c) Her zaman
37. İnsanları eleştirmekten ve düzeltmekten korkmam.
a) Doğru değil b) Bazen c) Her zaman
38. Bazıları beni çok alıngan ve eleştirileri çok kişisel algıladığımı söylerler.
a) Her zaman b) Bazen c) Doğru değil
39. İşimi bitirmemişsem eğlenceli ve rahat olamam.
a) Her zaman b) Bazen c) Doğru değil
40. Anında karşılık vermeyi çok severim. Beklenilmeyen eğlencelidir.
a) Doğru değil b) Bazen c) Her zaman
Değerlendirme
a şıkkı çoğunlukta ise Siz çok güvenilir ve sevecensiniz. Siz kuralları, emirleri ve tarifeleri pek sevmeyen birisiniz. Doğal olarak liderlik özellikleriniz olup, Yaptığınıza o kadar dalarsınız ki bazen etrafınızdakileri unutursunuz. İnançlarınıza çok bağlı ve ideallere hayransınız. Kendinizi çok yüksek standartlarla ölçersiniz. Biraz içe kapalı, üretken, ağır başlı, ve duygusalsınız. Başkalarının değerlerini önemsersiniz ve onlarında sizin değerlere saygı göstermesini istersiniz.
b şıkkı çoğunlukta ise Siz kararlarınızı, kendi değerlerinize göre, önyargıyla verirsiniz. Kararlarınızın başkalarını nasıl etkileyeceği sizin için önemlidir. Siz, kararlarınızı mantığa dayanarak vereceğinize, başkalarının bu kararı kabullenip kabullenmeyeceğini düşünerek veririsiniz. Sizin hayat sitiliniz, sizin ve içinde bulunduğunuz toplumun değerlerince belirlenmiştir. Bütün bunlar, sizin gereğinden fazla duygulu olduğunu gösterir.
c şıkkı çoğunlukta ise Siz, başkalarıyla olmayı çok seven ve dünyayı kendi gözüyle görmek isteyen birisiniz. Başkalarıyla iletişim ve yeni deneyimler sizi çok mutlu eder. Sosyal biri olduğunuz için tanımadıklarınızla bile iletişime girebilirsiniz. Siz, insanlar, aktiviteler ve olaylarla çok ilgilenen birisiniz. Başkaları, planlar kurmak, amaç belirlemek için sizin fikir danışacağınız birer aynalardır. Yalnız olmaktan hoşlanmazsınız. Dünya bilginiz her şeyi ilk elden denemiş olmanızdan kaynaklanır.

10 Haziran 2008 Salı